ATSO Başkanı Davut Çetin, “2019 yılına dönük erken rezervasyonlar artmaya devam etmektedir. Önümüzdeki sezon Antalya’nın popülaritesinin artmasını bekliyoruz, bu da hem turist sayısı hem de gelir olarak daha iyi yansıyacaktır” dedi.
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Kasım Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Süleyman Özer’in başkanlığında, Meclis Üyelerinin yoğun katılımıyla gerçekleşti. Toplantının açılışında bir konuşma yapan ATSO Başkanı Davut Çetin, Oda faaliyetlerinin yanı sıra, ekonomi ve gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.
Meclis konuşmasına 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü anarak başlayan ATSO Başkanı Davut Çetin, “Bu ay güzel bir gelişme yeni Nefes Kredisi paketi oldu. Odalar ve Borsalar Birliğimizin desteğiyle 7.5 milyon liralık ilave bir kredi imkanını daha üyelerimizin hizmetine sunduk. Son kredi paketimiz 25 milyon liraya, son iki yıldaki kredi imkânımız ise toplamda 150 milyon liraya çıkmış oldu. Görüldüğü gibi üyelerimize destek vermeyi sürdürüyoruz. Odalar ve Borsalar Birliğimize ve Hisarcıklıoğlu başkanımıza katkıları için teşekkür ediyorum” dedi.
Almanya temasları
Almanya’nın Hannover ve Berlin kentlerine gerçekleştirdikleri ziyaretlerle ilgili bilgi veren Davut Çetin şunları kaydetti:
“Almanya arasındaki ilişkilerin düzelmesi, özel sektör işbirliği görüşmelerine de hemen yansımıştır. Geçen ay bir Alman işadamı heyeti Türkiye’ye gelmişti. Biz bu programı BAKA desteği alarak gerçekleştirdik. Türk-Alman işbirliği için çalışan Sayın Mustafa Erkan ve Sayın Heino Wiese’in işbirliğiyle Hannover ve Berlin’de çok faydalı temaslarda bulunduk.  Ziyaretimizde ilk durağımız olan DeutscheMesse, alanında dünyadaki en iyi şirketlerden. Hannover Messe, CeBİT, CeMAT, Domotex gibi dev fuarlar düzenliyorlar. Türkiye’de ise İstanbul’da 12, Ankara, İzmir ve Gaziantep’de 1’er fuar ile yer alıyorlar. Kıdemli Başkan Yardımcısı Wolfgang Lenarz ile son derece verimli bir görüşme yaptık. Önümüzdeki yıl kendisini Antalya’da konuk edeceğiz, fuar altyapımızı göstereceğiz. Birlikte hayata geçirebileceğimiz bir organizasyonun Antalya’ya büyük değer katacağını düşünüyorum.
Hannover TSO ile akşam yemekli bir iş insanları toplantısı yaptık. Çeşitli kurum temsilcilerine ve işadamlarına Antalya ekonomisi ile ilgili bilgi verdik. Hanover Belediyesinin kurduğu Hanover İmpuls çalışmaları hakkında bilgi aldık. Hanover İmpuls belediye desteğiyle KOBİ’lere hizmet veren, aynı zamanda bir kuluçka merkezi gibi çalışan, Antalya olarak örnek alabileceğimiz bir kuruluş.

Antalyaspor’u, Antalya markasının bir parçası olarak görmeliyiz
Ziyaretimiz kapsamında Hannover Şehir Stadyumunda da yemekli bir toplantıya katıldık. Biz Antalya’da henüz stadları bir yaşam alanı olarak kullanma kültürünü yaratamadık. 500 bin nüfuslu Hannover’in 49 bin kişilik bir stadı var ve bu stadın da 30 bin kombineli seyircisi var. İnsanlar statları sadece maç günleri değil, sosyalleşme alanı olarak her gün kullanıyorlar. Bu, bir kent kültürü oluşmasına vesile oluyor. Bugün Barcelona, Madrid, Münih dediğiniz zaman aklınıza gelen unsurlardan birisi futbol kulüpleri kulüpleri oluyor. Bizim de Antalyaspor’u, Antalya markasının bir parçası olarak görmemiz, sahiplenmemiz ortak bir kent kültürü oluşturmak adına son derece önemlidir.
Berlin’de Almanya’nın önemli bir STK’sı olan ve eski Dış İşleri Bakanı Schröder liderliğinde kurulan Yakın ve Orta Doğu Derneği organizasyonuyla yine güzel temaslarımız oldu. NUMOV’un üyeleri ya büyük şirketlerin yöneticileri ya da eski bakanlar, emekli büyükelçiler; dolayısıyla oldukça güçlü bir kuruluş. Şubat ayında bu temasları Antalya’da devam ettirme ve ortak yatırım işbirliğini geliştirme kararı aldık. Antalya’dan ilk 500’deki şirketlerimizin ve Almanya ile ticari ilişkileri olan firmalarımızın katılımı da yararlı oldu.
Destinasyon yönetimini hayata geçirmemiz artık bir zorunluluk haline geldi
Bir diğer temasımız da Berlin Turizm ve Kongre Merkezi’ne oldu. Berlin’in destinasyon pazarlaması yapan bir kurum. Bütçesi 23 milyon Euro, yani yaklaşık 140 milyon TL. Bu bütçeye belediye de, oteller de taksiciler de katkı yapıyorlar. Kentin mottosundan, cep telefonu uygulamalarına kadar destinasyon tanıtımına dönük her türlü adım buradan atılıyor. Tahmin edileceği üzere de buraya küçük bütçelerle aktarılan kaynaklar çok daha yüksek katma değer olarak kente geri dönüyor. Dünya dijitalleşirken, sosyal medya, yapay zeka uygulamaları kent pazarlamasının önemli bir unsuru haline gelirken bizim mevcut dağınık pazarlama yapısını, broşürlerle fuarları dolaşma yöntemini değiştirmemiz gerekiyor. Herkesin elini taşın altına koyduğu güçlü bir fonlama ile destinasyon yönetimini hayata geçirmemiz artık bir zorunluluk haline gelmiştir.
“E-Ticarete İlk Adım” Projesi
Bir başka önemli etkinliğimiz “E-Ticarete İlk Adım” projemizdir. Geçen yıl e-ticaret zirveleri yapmıştık. Bu kez sadece konferans yapmıyoruz, seçilmiş girişimcilerimize eğitim ve danışmanlık hizmetini de içeren bir program başlattık. Programda e-ihracat konusu da var. Antalya’da e-ticareti ve e-ihracatı mutlaka geliştirmemiz gerekiyor.
Program kapsamındaki ilk toplantımızı geçen hafta Salı günü yaptık. E-ticaretin Türkiye’deki en önemli pazar yerlerinden temsilcileri bir araya getirdik. Antalya’da e-ticarette başarılı olmuş işletmelerimiz de deneyimlerini paylaştılar. Çok yoğun bir katılım oldu. Yarın da “yerelden globale e-ticaret” başlığıyla ikinci etkinliği düzenleyeceğiz. Ali Baba’nın ve Trade-5’in CEO ları e-ihracatı anlatacaklar.
Bu programla güzel bir öncülük gerçekleştireceğimize inanıyorum. Önümüzdeki günlerde bu projenin diğer etkinlikleri de devam edecek.
ATSO – Growtech İnovasyon Ödülleri
Yarın Growtech tarım ve hayvancılık fuarı başlıyor. Bildiğiniz gibi, fuarda ATSO-Growtech inovasyon ödülleri verilmektedir. Ayrıca tarımda bitki islahı konusunda proje pazarını da üniversite ile birlikte organize ettik. Perşembe günü ödül töreni yapacağız. İnovasyon ödüllerimiz yenilikçi girişimcilerimizi ve Antalya’nın asıl potansiyelini daha iyi görmemizi sağlamaktadır.
Ulaştırma, lojistik sektöründe kalifiye eleman yetiştirilmesi için Akdeniz Üniversitesi ile işbirliği protokolü imzaladık. Erol Bey bu konuda uzun zamandır emek veriyor. Önceki programdan 271 öğrenci yararlandı, yarısından fazlası işyeri eğitimi aldıkları kuruluştan iş teklifi aldı. Artık sektörlerimizin, üniversitelerimizin gençlerimizin ve ailelerin bu tür programlara daha fazla önem vermeleri gerektiği açıktır.
Antalya 4.0 çalışmamızı son aşamasına getirmiş bulunuyoruz. Mart ayında açılış toplantısını yapmıştık, kapanış oturumunu da 4 Aralık’ta aynı şekilde yapacağız. Esasen Antalya 4.0 projelerini Ekim ayı meclisinde tablo olarak sunmuştum.
Ödül törenimizde ise şu şemayı paylaşmıştım. Ayrıca Akdeniz Üniversitesi’nde yaptığımız panelde de bunu sunduk. Bu şema işin özünü ortaya koymaktadır. Biz akademisyenlerle çalışarak ne yapılması gerektiğini ortaya koyduk. Bunun son hali kapanış toplantısında yeniden ele alınacak. Antalya 4.0’ın merkezinde büyük veri ve yapay zeka merkezi ile dijital dönüşüm programı yer almaktadır. Bu yapının içerisinde dijital turizm, dijital tarım gibi koordinasyon, danışma ve uygulama birimlerinin kurulması gerekiyor. Bunlar Türkiye için bile yeni konulardır ve gerek kamunun gerekse özel sektörün hazırlanmasını gerektirmektedir. Antalya 4.0 artık sadece Odamızın bir projesi olmaktan çıkmıştır. Buna zaten Sayın Valimizin desteğiyle başladık. Bundan sonra da Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri ve bütün STK’ların aktif katılımıyla yürüyecek bir projedir. Büyükşehir belediyesi zaten akıllı kent çalışmalarını yürütmektedir, o çalışmaları da dikkate alarak daha kapsamlı bir çerçeve inşa etmemiz gerekiyor.
Bu konuda ilk yapmamız gereken şey kent olarak gerekli işbirliğini gerçekleştirmemizdir. çünkü dijital ekonominin temelinde işbirliği, aktif katılım, birlikte yönetmek vardır. Bütün kurumlar, bütün şirketler olarak bu konularda eğitim almalıyız ve kendimizi adapte etmeye başlamalıyız. Bu konularda belediyeler, mühendis odalarımız, SİAD’larımız her biri bir konuyu üstlenmelidir. Dijital ekonomide hiç bir kurumun tek başına yaptığı çalışma yeterli olamaz. Bu nedenle dijital kent 4.0’dan önce kent kültürümüzü de güçlendirmeye önem vermeliyiz.
Dijital ekonomi, e-ticaret gibi konularda asıl dönüşümün 5G iletişim teknolojisiyle başlayacağına da dikkat etmeliyiz. Çünkü 5G ile veri aktarımı kapasitesi ve hızı bugüne göre çok artmış olacak. 5G’de veri aktarım hızı 20 kat artıyor, bağlama kapasitesi bin kat artıyor. Bunlar teknoloji kullanan şirketlerin çok daha güçlü hale gelmesini sağlayacaktır. Böylece sürücüsüz otomobil gibi konularda asıl ilerleme sağlanabilecek. Türkiye’nin 2020’de 5G’ye geçmesi hedefleniyor. Dolayısıyla buna hazırlanmak zorundayız.  Bu konuyu bundan sonra da konuşmaya devam edeceğiz. Hep birlikte tarımda, ticarette, kent turizminde, sanayi sektörlerinde dijital dönüşüm için işbirliği projelerine daha fazla kafa yormalıyız.

Başka yere seçilmek isteyen istifa eder, böylece kurumlar daha fazla yıpranmaz
Biz Oda olarak burada sektörlerimizi, kent ekonomisini ileri götürmek için çalışıyoruz. Aslında bu konuların Türkiye’nin siyasi gündeminde de yer alması gerekmektedir. Fakat geçen hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi farklı bir yasayı kabul etti. Basında oda başkanlarına siyaseti kolaylaştıran yasa diye yazıldı. Buna göre oda ve borsalarda görev alanlar, seçimde aday olup kazanamadıkları takdirde yeniden görevine dönebilecek. Türkiye’nin başka ihtiyacı yokmuş gibi, bu konularla uğraşılmasına gerek yoktur. Başka yere seçilmek isteyen istifa eder, böylece kurumlar daha fazla yıpranmaz.  Bir ülkede herkesin devamlı olarak siyasete bu kadar meyilli olması, her yerde siyaset konuşulması normal bir durum değildir. Almanya’da o kadar görüşme yaptık, kimse Almanya’da siyaset ile ilgili bir sohbet açmadı. Orada kim bakan olmuş, kim belediye başkanı olmuş, çok hayati bir konu olmuyor.  Elbette siyaset demokrasinin olmazsa olmazıdır, fakat siyaset kurumlara ve ekonomiye girmemelidir, arada bir mesafe, bir çizgi olmalıdır.
Fiyat denetimleri
Son günlerde üyelerimizden fiyat denetimleri konusunda şikâyet alıyoruz. Özellikle gıda ürünlerine dönük fiyat kontrolleri yapılıyor, börek fiyatı yüksek diye tutanak tutuluyor. Odamıza üyelerimiz hakkında işlem yapmamız için resmi yazı geliyor. Serbest piyasa ekonomisinde bunlar anlam veremediğimiz uygulamalardır. Ülke olarak demokrasinin ve piyasa ekonomisinin kurumlarla ve kurallarla işlediğini unutmamalıyız. Piyasa ekonomisi arz ve talep kanunlarıyla çalışır, devlet sosyal amaçlı önlemler alabilir. Devlet piyasada bir malın fiyatını zorla düşürmeye kalkarsa o mal üretilmemeye başlar, karaborsa oluşur. Türkiye bunları geçmişte yaşamıştır.
Sebze ve meyve fiyatında artışı toptancı hallerdeki komisyonculara, soğan fiyatında artışı tüccara bağlamak doğru değildir. Piyasa fiyatı arz ve talebe bağlıdır, arz yetmezse fiyat artar. Fiyatlar düştüğü için ürünün toplanmadığı zamanlar da oluyor. Ürünleri depolamak sadece soğanda olan bir iş değildir, elma gibi birçok meyve de depolanmaktadır.
Sebze meyve fiyatlarının yükselmesini toptancı hallere bağlamak da doğru değildir, komisyoncunun komisyonu bellidir, ayrıca komisyonculuğun üretici finansmanındaki önemini de hepimiz biliyoruz. Kolaycılığa kaçmadan yapısal önlemler almak gerektiği gözden kaçırılmamalıdır.
Basında gıda fiyatları ile ilgili olarak bazı önlemler alınacağı yazılmıştır. Buna göre bölgesel haller kurulması düşüncesi tartışılmaktadır. Ürün rekoltelerine erken uyarı sistemi kurulacaktır. Arz yetmediğinde ithalat devreye girecektir. Üretici birliklerinden alım teşvik edilecektir. Sözleşmeli tarım, ürün borsaları çeşitlenmesi gibi önlemler de planlanmaktadır.
Bu konuların bazıları daha önce de gündemdeydi. Tam olarak ne öngörülmektedir henüz bilmiyoruz, bakanlığın bunları bir raporla bizimle paylaşması gerekir. Antalya bu konunun muhataplarından birisidir, senelerdir konuştuğumuz konulardır.
Sebze ve meyvede üretici fiyatlarımız düşük
Domates gibi sebzelerde fiyat artıyorsa temelinde maliyetler vardır. Şu anda Antalya hallerinde domates, biber, patlıcan ortalama 2.5 lira. Salatalık fiyatı 1 tl civarında, Ağustos bolluğunda bile bu fiyatlar 2 liraya yakındı. Sebze ve meyvede üretici fiyatlarımız düşüktür, hatta bizim üreticiye ve ihracata daha fazla destek olmamız gereklidir. Şu anda Rusya ve Ukrayna’ya sevkiyatta TIR kotaları dolmak üzeredir. Navlun maliyetleri de çok yükselmiştir. Bu konunun hızla ele alınması ve kota artışı gereklidir.
Bildiğiniz gibi İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkış anlaşması imzalandı. İngiltere yılda 10 milyar dolar sebze ve meyve ithal eden bir ülke. Domates, portakal gibi ürünlerde İngiltere pazarına dikkat etmeliyiz. Bakanlığımız bu konuda da girişimler de bulunmalıdır.

Su kaynaklarını ve tarım alanlarının korumalıyız
Tarım üretimini etkileyen diğer faktörler de önemlidir. Nüfusumuz artıyor, tarım toprakları azalıyor, köyler nüfus kaybediyor. İklim değişikliği nedeniyle su kaynağımız azalıyor. Geçenlerde basında göller bölgesi göllerinin kurumakta olduğu yazıldı. Turizmin ve tarımın geleceği için suyun ve toprağın azami ölçüde korunması gerekiyor.
Yapmamız gereken şey bu konularda önlem almaktır. Su kaynaklarının korunması, tarım alanlarının korunması konusunda bakanlıkların ve yerel yönetimlerin mühendis odalarıyla birlikte çalışmaları elzem hale gelmiştir. Üretici birliklerini güçlendirerek tarımda küçük üreticiyi destekleyecek bir sistem kurmak zorundayız. Daha önce de Avrupa Birliği örneğini vermiştim. Avrupa’da bir tarafta üretici kooperatifleri diğer tarafta tüketici kooperatifleri var ve sistem çalışıyor. Ayrıca arz yetmediği zaman asgari bir fiyattan ithalata izin veriyorlar, ama fiyatın çok düşmesine de izin vermiyorlar. Biz de Avrupa Birliği gibi bir destekleme ve dış ticaret sistemi kurmalıyız. Bu yapısal reformları yapmadıkça sürekli benzer sorunları yaşamaya devam ederiz.
Komitelerimizin önemli kısmı KDFV ve ÖTV indirimi konusuna yoğunlaşmış durumdadır. Otomobil, beyaz eşya ve mobilyadaki vergi indirimi bu sektörlerde bir miktar canlılık sağlamıştır. Bunu gören birçok komitemiz kendi sektörleri için de vergi indirimi talep ediyor. Bazı komitelerimiz elektrik ve akaryakıtta vergi indirimi istiyor.
Beyaz eşya sektörümüz vergi indirimlerinin kalıcı hale getirilmesi gerektiğini savunuyor.
Bazı sektörlerde KDV oranları karmaşası yaşanıyor
İnşaat sektörümüz KDV ve tapu harcı indiriminin devamını istiyor. Gerçekten bazı sektörlerde KDV oranları karmaşası yaşanmaktadır. Senelerdir KDV karmaşasını konuşuruz, sağlıklı bir düzenleme yapılamadı. Fakat bunun yanında özel sektör olarak bizler de şunu bilmeliyiz. KDV dünyanın büyük çoğunluğunda  benzer oranlarda uygulanmaktadır. Şu tabloda OECD ülkelerinde KDV oranlarını görüyoruz.
Türkiye’de KDV dünya geneline benzerdir, fakat ÖTV uygulaması Türkiye’ye özgü yanlış bir sistemdir.
Özellikle beyaz eşyada, elektronikte ÖTV gerçekten haksız bir vergidir. Bu çağda böyle ürünleri lüks ürün olarak tanımlamak anlamsızdır.
Bunlar artık köklü bir reformla düzelmelidir. Bununla birlikte bütün sektörlerimizin ümidini KDV indirimine bağlaması da yanlıştır. Otomotiv gibi sektörlerde %10’luk bir indirim önemlidir ve satışları artırması doğaldır. Fakat giyimde, gıdada %10 indirim olsa aynı etkiyi yaratmaz. Ayrıca, dönemlik indirim fırsat gibi görülür, sürekli olduğunda bir etkisi kalmaz.
Vergi indirimleri isterken şunu da gözden kaçırmayalım; Devletin bütçe açığı geçen yıl 10 ayda 35 milyardı, bu yıl 62 milyar oldu. Bütçe açığı artınca devlet ya borçlanmaya gitmektedir ya da özel sektöre ödemelerini kısmaktadır.
Şu anda da kamu kurumları özel sektöre ödemelerini geciktirmektedir, dolayısıyla sıkıntıyı yine özel sektör çekmektedir. Finansman sıkıntısı yaşanan bir dönemde resmi kurumların ödemelerini yapmaması sıkıntıları artırmaktadır. Daha önce medikal sektöründe bu sorun vardı, şimdi birçok sektör aynı sorunu yaşamaktadır.
Bir diğer sorun özel sektörün KDV alacağıydı, maalesef bu konuda da henüz bir çözüm üretilmedi.
Bugünlerde üyelerimizi sıkıntıya sokan bir başka uygulamada e-fatura uygulamasıdır. E-fatura düzenlemek ciddi bir külfet olmuş durumdadır. Müşterisinin mail adresi olmadığı için e-fatura gönderemeyen üyelerimiz bunun sıkıntısını yaşıyor. Bu nedenle e-faturada 10 milyonluk ciro eşiği devam etmelidir.
Türkiye ekonomisinde malzeme daha pahalı, insan daha ucuz
Bazı sektörlerimizde bir başka endişe kaynağı asgari ücrette yüksek artış korkusudur. Asgari ücrette enflasyona endeksleme yapılırsa KOBİ’lerin yüksek işçilik maliyetlerini karşılamasının zorlaşacağı endişesi bulunmaktadır. Bununla birlikte enflasyon yüzde 25’e çıktı, gıda enflasyonu yüzde 30’a yaklaşmaktadır.
TUİK’in tüketici enflasyonu verilerinde fiyat artışları yer almaktadır. Burada birçok önemli üründeki yüksek artışları görebiliyoruz.
Sigara fiyatına zam yapılmamıştır, benzin fiyatı vergi ayarlamasıyla düşük tutulmuştur. Belediye otobüsü gibi taşıma fiyatları artırılmamıştır. Ayrıca kiralar ve hizmet sektöründe fiyat artışları henüz %10’lar düzeyinde kalmıştır, buna rağmen enflasyon yüzde 25’tir.
Bu fiyat artışlarıyla asgari ücretlinin onurlu bir yaşam sürmesi mümkün değildir. Dolayısıyla asgari ücretin de artırılması gerektiğini kimse inkar edemez.
Gelişmiş ülkelerin ekonomilerinde insan emeği değerli, sanayi malı daha ucuzdur. Türkiye ekonomisinde ise malzeme daha pahalı, insan daha ucuzdur.
Ülke olarak ucuz emeğe dayanan bir ekonomi olarak gelişemeyiz. Ucuz işgücü, halkın alım gücünün düşük kalmasına, Türkiye’de ekonominin büyümemesine neden olmaktadır. Asgari ücret artırılmalıdır, fakat elbette ki, bu artış için işverenin SGK prim maliyetleri düşürülmelidir. Çünkü son dönemde bütün reel sektör girdi maliyetlerinde artışın sıkıntısını yaşamaktadır. Bunun üzerine bir de işçilik maliyetlerinde yüksek artış gelirse birçok sektörde küçük işletmeler zorlanacaktır.
İstihdam maliyeti konusunda bazı çabalar olduğunu görüyoruz. SGK prim borçlarına taksitlendirme gibi imkânlar sağlanmıştır. Bunlar olumludur, böyle bir dönemde her destek önemlidir. Yine de daha köklü bir düzenleme gereklidir.
Ekonomide son günlerde bazı olumlu sinyaller var
Piyasadaki durgunluğa rağmen, ekonomide son günlerde bazı olumlu sinyaller var. Önce olumlu gelişmeleri söyleyeyim, sonra da olumsuz yönleri veya devam eden sorunları dile getireyim.
Tüketici güveni temmuz ayından bu yana düşüşteydi, ilk kez ekimde yeniden yükselme gösterdi. Kasım ayında tüketici güveniyle birlikte reel sektör güven endeksinde de kısmi bir iyileşme oldu. Dünya ekonomisinde riskler azalınca bizim gibi ülkelere kısa vadeli sermaye girişi artıyor, son haftalarda Türkiye tahvillerine yabancı talebinde artış görüyoruz, bu da dövizin düşmesini sağlıyor, döviz düşünce de güven artmaktadır. Dolayısıyla perakende sektöründe beklentilerde bir düzelme olmuştur.
Ancak inşaat sektörü beklentilerinde henüz bir iyileşme görülmemektedir. Ekim ayında konut satışları artış tapu devir işlemlerinin hızlandırılmasının sonucudur. Dolayısıyla inşaat sektörüne desteğin devam etmesi ve konut kredisi faizlerinin düşmesi gerekiyor. Çünkü faizler düşmeden, kredi artmadan daha fazla talep artışı olmaz.
Geçtiğimiz günlerde hem tahvil faizlerinde hem de ticari kredi faizlerinde bir düşüş gerçekleşmiştir. Ticari kredi faizleri 38’den 25’lere gelmiştir.
Bunda Hazine’nin ve kamu bankalarının özel çaba göstermelerinin etkisi bulunmaktadır. Kredi talebi azalınca, döviz sakinleşince faizde yükselme baskısı da azalmıştır. Kredi kullanımı ağustos ayından bu yana azalmış ve mayıs ayı düzeyine inmiştir.
Kredi hacmindeki azalma ekonomideki yavaşlamayı da işaret etmektedir. Ekonomide yavaşlama kolay bir sorun değildir, bir çırpıda düzelme olması beklenemez. Bildiğiniz gibi Yeni Ekonomi Programında 2019 yılı büyüme hedefi zaten yüzde 2.3 olarak belirlenmişti. Şu anda birçok yabancı kurumun Türkiye ekonomisi gelecek yıl büyüme tahmini oldukça kötümser.
Ümidimiz dış kaynak girişi olması ve gelecek yılın ikinci yarısında toparlanma başlamasıdır. Son haftalarda bir dış kaynak girişi başlamıştır, fakat bunun devam etmesi ekonomi yönetiminin ve merkez bankasının vereceği sinyallere bağlıdır.

Karşılıksız çek oranlarında Antalya’da artış var
Buradan Antalya olarak bizim durumumuza geçeyim. Karşılıksız çek oranlarında Antalya’da da artış var, ama yine de diğer büyük illerden daha iyi durumdayız. Vergi artışı gibi göstergelerde de daha iyiyiz.
Turizmde 13.5 milyon yabancı turist sayısına yaklaşıyoruz
Turizmde bu yıl yüzde 30 artışla 13.5 milyon yabancı turist sayısına yaklaşıyoruz, bu nedenle Antalya bu yıl ülke genelinden pozitif yönde farklılaşmıştır. Tabii ki, Türkiye ortalamasından iyi olmak, çok iyi olmak anlamına gelmemektedir.
Bu yıl inşaat yatırımları önemli ölçüde azalmıştır. Kasım ayı ile birlikte turizmde ve turizme bağlı sanayi, ticaret ve hizmet sektörlerinde durgunluğun başladığını da görüyoruz. Sanayimizin elektrik tüketimindeki artış bu yavaşlamayı göstermektedir.
Antalya turizminin kış aylarındaki durgunluğu devam etmektedir. Bazı otellerimiz kış tatiline girmeye başlamıştır.
Her yıl kış gelince SGK prim desteğini, direkt uçak seferlerini, kongre turizmini, spor turizmini, üçüncü yaş turizmini konuşur, yaz gelince unuturuz.
Türkiye Turizm Geliştirme Fonu
Bu yıl nihayet Sayın Kültür ve Turizm Bakanımız, turizmde bazı önemli çalışmaları başlatmıştır. Sayın Bakan meclis komisyon toplantısında açıklamalar yaptılar, bir kısmı basına yansıdı, bir kısmı yansımadı.
En önemli konu “Türkiye Turizm Geliştirme Fonu” adıyla bir fon kurulması çalışmasıdır. Aslında biz sayın bakana hem tanıtım hem acil yatırımlar için havalimanı inişlerinden kente bir pay alınması önerisini götürmüştük. Sayın Bakan biraz daha farklı bir model düşüncesini bizimle paylaşmıştı. Burada önemli olan Antalya’da elde edilen kaynağın çoğunlukla Antalya için kullanılması ve destinasyon yönetimi modeline dikkat edilmesidir.
THY’nin direkt turizm hamlesi
Bir diğer önemli konu, THY’nin direkt turizm hamlesi programıdır. Bakanlığın desteğiyle, THY Nisan ayından itibaren Antalya’dan 11 ülkeye direkt seferlere başlayacaktır. İngiltere, Almanya, Rusya, Suudi Arabistan, Ürdün, Azerbaycan, Kuveyt, Ukrayna, Cezayir, Lübnan ve İsrail’e seferler planlanmıştır. Bu kez bu programın ertelenmemesini ve gerçekleşmesini bekliyoruz. Ayrıca, İtalya, İspanya, Fransa gibi ülkeler de bu programa peyderpey dahil edilse iyi olur.
Bakanlık dijital turizm, sosyal medya üzerinden tanıtıma yoğunluk verecektir. Güzel bir gelişme Sayın Bakanın eko-turizme önem verileceğini açıklamasıdır. Bu konuda tesis yönetmeliğinde değişiklik öngörülmüştür. Turizm liselerinin yerlerinin ve programlarının ihtiyaca cevap vermediğini dile getirmiştik, şimdi pilot liselerle yeni bir program başlatılıyor. Bu liselerde öğrencilerin otellerde staj yaparak çalışarak okuması için de yeni bir staj programı ele alınmış. Sayın Bakan bundan sonraki turizm alanları tahsis ihalelerinde golf turizmi, spor alanları, termal ve kongre turizmine öncelik verileceğini de açıkladılar. Bu adımların hızla hayata geçmesini ümit ediyorum.
2019 yılına dönük erken rezervasyonlar artmaya devam etmektedir. Önümüzdeki sezon Antalya’nın popülaritesinin artmasını bekliyoruz, bu da hem turist sayısı hem de gelir olarak daha iyi yansıyacaktır.
Önümüzdeki hafta Antalya 4.0 kapanış toplantısını yapacağız. Ondan sonra kent ile ilgili, ticaret sektörüyle ilgili bazı konuları daha ayrıntılı konuşmaya başlayacağız ve bu yönde Oda çalışmalarını da hızlandıracağız. Bu toplantıya katılarak katkı yapmanızı rica ediyorum.
Daha sonra inovasyon merkezimizin açılışını yapacağız. Böylece 2018 yılını güzel bir eserle tamamlayacağız. 2018 bütçemizi de hep birlikte yeni projeleri kapsayacak biçim de gelecek ay ele alacağız. Destekleriniz için hepinize teşekkür ediyorum.”